kastamonu - genel.

kastamonu - tekne.

miami adaları.

şaka şaka kastamonu. ama daha iyi mayamiden.

kızılay.

kızılay.

acaip hayvanlar.


acaip hayvanlar.

inebolu.

ismimi falan yazmadım.
benden habersiz biyerde görürsem,
yakalarsam. mucx.

çiçek gibisin.


masaüstünüze koyabilirsiniz. baktıkça beni hatırlarsınız.

böcek.

uuu. ne hayvan yanlız.

polen.


ya ilginç bişey geldi aklıma. ben bu bitkiyi her gördüğüm yerde tekme atıyorum. yada koparıyorum. kendime engel olamıyorum ben.
size de oluyo mu?

kırmızı.

kazık sinema.

evet. ankara bahçelievler kasabasında
varlığını sürdürmekte olan büyülü fener isimli sinema salonu için
ne paralar döktüğümüzü burda açıklıyoruz. bir biletin kaç para olduğunu beraber hesaplıyalım.

önce tüm servetimizi döktük.
resimdekiler(soldan sağa): yepisyeni 20 lira, 5 milyon, 20 lira, 10 lira, 10 lira, 5 milyon, 10 milyon.
toplam: 80 lira.
sonra söylemeyip eklemediğimiz paraları da çıkarttık cebimizden.
resimdekiler(soldan sağa): 5 milyon, 20 lira, 5 lira, 20 lira, 10 lira, 10 lira, 5 lira, 10 lira.
toplam: 85 lira.
anlıycağınız üzere bu parayla sinemaya almadılar bizi.

neden almıyorsunuz? diye sorduk kasadaki elif ablaya. o da bize
6 kişinin 85 lira'yla sinemaya giremiyceğini söyledi.
üzgün bakışmalardan sonra elif ablaya sarıldık.
6 kişi.
çünkü biz bir ekibiz. kollarımızı omuzlarımıza atarak yolda dahi öyle yürürüz.
10 dakika öyle bekledikten sonra elif ablanın suratındaki renk değişiminin
kötüye işaret olduğunu anladık. ve ağlıyarak ordan uzaklaştık.

tam o sırada yağmur başladı.

koştuk koştuk koştuk...
7. cadde, 6. cadde, 4. cadde beşevler demeden koştuk.
ağlayarak koşan bu 6 gerizekalıya kimse dur demedi. koşmaya devam ettik.
durmadık.. illeri geçtik, eyaletleri geçtik, kıtaları geçtik,
artık birinin dur demesi gerekiyordu. fakat kimse dur demiyor üstüne üstlük
bu özgürlük mücadelesinde yer almak için peşimizden koşuyorlardı.
1 sene 24 ay 12 gün sonra holivuud isimli biyerden geçiyorduk.
hayatımızın geri kalanının burda devam etmesi gerektiğini anladık.
arkamıza döndük ve aynı anda: biz artık yorulduk! dedik haykırırcasına.
artık devam edemiyeceğimizi burda ayrılmamız gerektiğini söyledik.
bizi kırmadılar. usulca bölgeyi terk ettiler.
derken bu 6 kafadar, holivud binasına doğru yöneldiler.
içeri girdiler.
kapıda tom kuruğz karşıladı ekibi.
hepimize birer çay söyledi.
mis kokulu bir grup olduğumuzu belirtip, acaba filminde oynamak ister miyiz diye sordu.
herkes şaşkındı. oysa mustafa.
mustafa tom'un konuşmasından çok etkilenmiş olcak ki
dudaklarına yapışıp deliler gibi sevişmeyi planlıyodu...
tabii olmadı.
ama film işini kabul ettik.
filmin bir sahnesinde kafe'de figuran olarak arkada oturup kola içicektik.
1.5 hafta boyunca çalıştık. çünkü 6 kişinin aynı anda ritmik bir şekilde kola içmesi
sanıldığı kadar kolay bir iş değildi.
sağolsun kafe'nin sahibi hikmet abi bizi kırmadı kolalara indirim yaptı.
2 ay sonra film çekimleri tamamlandı.
gösterime girdi. büyük bir gişe rekoru kırarak dünya çapında ün saldı.
fakat işin içinde bir terslik vardı. dünya filmi değil bizi konuşuyordu.
artık bizde ünlü insanlardık.
her yerden teklif geliyor her yerden tebrik mesajları alıyorduk.
3 sene amerikada çalıştık bu film sektöründe.
zor bir işti hepimiz farklı rollerde olmak zorundaydık.
mustafa süikastçi,
kaan rus mafya babası,
ben elma,
cem baklavacı,
oğuzhan porno dublörü oldu.
barış ise suratını gören oyun yapımcılarının ilgisini çekerek
knight online kahramanı oldu.

fakat;
ayrılık bize zor geldi.

yapamadık ayrık guyrik.
hemen herkese mail çekip
'dostlarım ekibi topluyoruz. aynı eski günlerdeki gibi.'
dedim.
kaan gözlerinden gelen yaşları webcam'le çekerek mail ile yolladı.
bunun üzerine çok duygulandım. bende pipimi çekip attım.
bundan böyle eski günlerdeki gibiydik. bu sefer tek fark
artık paramız vardı!
hayattan beklentimiz, bahçeli'deki büyülü fenere gidip
film izleyebilmek oldu.
ankara'ya döndük.
bahçeliye gelip sinemanın gişe'sine gittik.
elif abla aynı yerinde oturuyordu.
bakıştık önce bizi tanımadı. fakat sonra
tekrar kafasını kaldırdı bize çevirdi. 27 sn bize baktı.
ağlayarak yanımıza geldi.
ilk geldiğimizde bilet fiyatlarını yanlış bildirdiğini söyledi.
'aslında 85 lirayla 6 kişi sinemaya girebiliyordunuz,
nasıl böyle bir aptallık yaptım? tanrım.'
dedi. böğürürcesine ağladı.
kafasını göğsüme yasladım. üzülme elif'cim.
bak sayende böyle böyle oldu dedim anlattım.
ben elif abla'ya sarılınca bizim ayılar da durmadı hemen sarıldılar.
yine surat rengi değişir gibi oldu. o sırada
twilight filmine 6 bilet istiyoruz. dedim.
hafif bir tebessümle suratıma baktı.
peki
dedi ve gişe bölümüne geri döndü. ordan bize biletleri uzattı.
biletleri aldık. salona doğru kollarımızı omuzlarımıza atarak ilerledik.
film başladı. aynı anda tam 2.5 lira'ya aldığımız kolalarımızı açtık.
'tsssss' sesi salonu kapladı. sonra aynı anda yudumladık.
ve film başladı.
artık bizden mutlusu yoktu şu dünyada.
hele hele filmin ortasında biyerde muse'den bir parça çaldı.
kaan o kadar mutlu oldu ki. oracıkta ölüverdi.
filmin romantikliğinden o kadar etkilenmiş olcağız ki
kaan'ı umursamadık bile.
film bitti.
herkes evlere dağıldı. artık huzurlu bir yaşam bizi bekliyordu.

SON.

ha kaan mı? hala sinemada. zaten amerikadayken belliydi
film sektörüne olan ilgisi.








________________________________________________________

bu hikayedeki kişiler ve olaylar tamamen hayal ürünüdür.
eğer bu yazıyı okuyan kişi büyülü fener'de çalışmakta olan bir şahıs ise aşağıdaki yazıyı okusun:

firmanızı çok sevmekteyiz. fiyatlarda gayet makul seviyede.
çok tatlı bir firmanız var.
hadi öptüm.